arac sigorta fiyatları ve ahilik ile insan bilgisi
kuşluk ve akşam vakitlerinde mescitte oturup ihvan ile zıkre-Zikirden sonra birbirleryle musafaha ederler ve müritler, şeyhin elini Sikkinî mescidin bir köşesinde oturup halka-^f^innezdi. Ak Şemseddin bundan münfail olup bir gün Emir Sikkinî’ye ziknm/ze mülâzemetin (zikir halkamıza bağlanman; sg) lâzımdır, yok-^'tıden şeyhin tacını alırız ’ dedi. Emir, mademki böyledir; yarınki Cuma sonra bizim eve gelin. Size hırka ve tacı teslim ederiz, dedi.Eıtesighnü Emir, evinin avlusuna büyük bir ateş yaktırdı. Namazdan son-^1, Şemseddin ihvanıyla eve geldiler. Kendisi sırtında hırka, başında taç ol-ju^uhaldeateşegirdi. Bir müddet sonra ateşten çıkınca hırka ve tacın yandı-jı fikat kendisine bir şey olmadığı görüldü. Bu zamandan itibaren kendisinin '^fivürirlerinin taç ve hırkası yoktur. Bu tarika intisap edenler,(bu yola giren-sg) oldukları kisve ve hey’eti tebdil etmezler (giysi ve şekli değiştirmezler, sg). Bu vak’a Göynük ahalisi beyninde (halkı arasında; sg) meşhurdur; biz ijı ihaliden işittik ve hikâye ettiğimiz hadisenin mahalli vukuunu ve Emirin i^ntrini ziyaret ettik
BursalI Ömer dede 880 (İ.s. 1475) tarihinde vefat edip Göynük’te umumî kabristana defnolunmuştur. Mamur ve mükemmel bir türbesi vardır” (168)
Edime yakınlarında, Simavna’da doğan ve orada idam edilen büyük Yiğit, Bilgin, Ahi, ŞEYH BEDRETTİN’i de anmak gerekiyor. Rahmetli Dr. Hikmet Kmicımh, “Tarihte Büyük Devrimciler” adıyla derlenen eserinde, onu şöyle anlatıyor:
“Simavnalı Şeyh Bedrettin, 1420 tarihinde doğmuştur. Gerek Türkiye Devrim tarihinin, gerekse bütün insanlığın Sosyal Devrim tarihinin en ilgi çekici, en büyük kahramanlarından biridir. Bu büyük devrimcinin hayatı ve yandığı devrin olaylanna kısaca bir göz atacak olursak şunları görürüz.
Şeyh Bedrettin’in zamanına kadar medeniyetler dıştan gelen barbar akm-lanyla-tarihsel devriınle- yıkılırlardı. Aksak Timur’un Yıldırım Beyazıt üzerine yaptığı akın tarihsel devrimlerin en sonuncusuydu. Şuursuz medeniyet yı-kıbşlan karşısında ilk sosyal devrimi yapmaya çalışan. Modem çağm müjdecisi Bedrettin, düşünce ile davranışlarını birleştiren büyük bir kişidir. Düşüncelerini ‘Varidat’ ve ‘Teshil’ isimli kitaplarında söylemiştir.
Şeyh Bedrettin gençliğinde uzun seneler Mısır’da; fıkıh, kelâm... gibi za-manımn ilimlerini tahsil etmiştir. O devirde halkın durumu yürekler acısıydı. OsmanlI Devleti, Padişah tarafından yönetilir; padişahın soyca yakınları olanlar; sultan, han, hünkâr ve hünkâr beyleri vb. adlarla ülkenin verimli toprakla-
nnı aralarında paylaşıp, topraksız köylüleri köle gibi köylüler savaşlarda da asker olurlardı. '■“t);
Buna karşılık Şeyh Bedrettin ve müritleri; halkın arasınakanşıyo, ların onu işleyen, ona alın terini karıştıranların olduğunu, insanlann ğini öğütlüyorlardı. Şeyh Bedrettin bir ortaçağ köylü sosyalizmi’ koymuştu. Bu konudaki görüşleriyle, kendinden iki asır sonra gelece^'' ütopik (hayalî) sosyalizmin kurucusu Thomas More’dan daha ileri görü ı'*'** gerçekçiydi.
Yıldırım Beyazıt oğullan arasındaki taht kavgaları sonunda; Sultan
diğer kardeşlerini yenerek tahta çıkmıştı. İleri görüşlü bir kimse olankaj^ Musa Çelebi ise Şeyh Bedrettin’den yanaydı. Sultan Mehmet; MusaÇeleüiv
de yenerek Şeyh Bedrettin’i İznik kasabasına sürgün gönderdi.
Şeyh burada boş durmayıp, en sadık adamlanndan Börklüce MustafaV( ^ Torlak Kemâl’i halkı teşkilâtlandırmalan için Aydın ve Manisa dolaylanıp ^ yolladı... Aydın’a, oradan Karaburun dolaylanna giden Börklüce Mustafa, \ köylülerle ilişki kurdu ve görüşlerini kabul ettirdi. Bölgedeki Hristiyanhalkla , da dostluk kurdu. Ve bir kısım topraklardan ağa-bey takımını atarak, lopıaş hep beraber işlemeye, sosyal adaleti uygulamaya, kardeşçe yaşamaya başladı, lar. Durumdan endişelenen Sultan Mehmet, Samhan (şimdiki Manisa) valisin üzerlerine gönderdi. Teşkilâtlanmış köylüler Valinin kuvvetlerini Karabımın'® dar geçitlerinde tepelediler.
Bu sırada Şeyh Bedrettin İznik’ten kaçarak Bulgaristan’ın Deliortnanböl-gesine gitmişti. Börklüce Mustafa’nın çok güçlü olduğunu öğrenen Sullaı Mehmet bu sefer de Sultan Murad’ı büyük bir kuvvetle üzerlerine gönderdi. Zaten bunu bekleyen Börklüce kuvvetleri ‘düşman ordusuna on bin balta gibi daldı.’
Kahramanca çarpıştılar. 8 bini öldü. Diğerleri esir edildiler. Bu olayı,devrimci şairimiz Nâzım Hikmet; ‘Şeyh Bedrettin Destanı’ kitabında şöyle destanlaştırır: ‘Hep bir ağızdan türkü söyleyip/hep beraber sulardan çekmek ağı,/demiri oya gibi işleyip hep beraber/hep beraber sürebilmek toprağı/ballı incirleri yiyebilmek hep beraber/yarin yanağından gayri her şeyde/het yerde/hep beraber/diyebilmek için/on binler verdi sekiz binini...’
Yenilen bu devrimcileri, Ayasluğ şehrine götürüp boyunlarını vurdulaı. Börklüce Mu,stafa’yı koşarından bir deveye bağlayarak çarmıha gerdiler. Biı çok şehirlerde gezdirerek teşhir ettiler. Manisa dolaylarındaki Torlak Kemâl de aynı akıbete uğratıldı.
Bu sırada Delionnanda Bedrettin’in etrafında bir çok halk toplanmışlı Teşkilâtlanmak üzereydiler. Bunu duyan Sultan Mehmet adamlanndan bazılarını Bedrettin’in yanına göndererek, onun müritliğine geçmelerini söyledi. Aslında bunlar birer ajandı. Ve fırsatım kollayarak Bedrettin’i çadmnd
bağladılar. Serez şehrindeki Sultan Mehmet’in yanına götürdüler, r 'iniesine fetva çıkartıp Serez çaışısmda bir ağaca astılar”('69)_
doğan, uzun zaman İstanbul’da kalan; makamı, Gelibolu, ^^Tbulunan; Yiğit, Bilgin, Doğru, Yurtsever Şair NAMIK KEMÂL; h'Ç unutulabilir mi?.. Kuşkusuz, hayır. Araştırmacı Hikmet “Namık
Ona Namık’ adını veren, İstanbul’un tanınmış şairlerinden Eşref Paşa’dır. >(3nıtk Kemal Tercüme Odası’na girdi ve orada beş yıl kaldı. Namık Kemal, Tficiime Odası’nda çalıştığı için, Avrupa’dan gelen fikirlere yabancı değildi;
: şjjasi’nin uyanlarını dikkate alır bir duruma gelmişti. Huy ve karakter i (akımından birbirine zıt yaradılışta olan bu iki kişi, kolayca anlaştılar ve bun-jjnen kârlı çıkan da Namık Kemal oldu.
Bu karşılıklı dostluk, Namık Kemal’in 1862’de Tasvir-i Efkâr gazetesine jiımesiyle sonuçlandı. Şinasi I865’te ikinci defa Paris’e gittiğinde, gazeteyi i kamık Kemal’e bıraktı. Memlekette devrin şartlarına uygun bir anayasa yapıl-ıtıasını sağlamak, meşrutî bir idare kurmak ve bir Millet Meclisi meydana getirmek amacıyla kurulan ve ttüfak-ı Hamiyet, Jön Türkler, Tüıkistan’m Erbab-ı ' Şebabı,Genç Osmanlılar adlarıyla da anılan ve gizli olarak faaliyette bulunan Yeni OsmanlIlar cemiyetine girdi (1865).
j Şiryandan böyle bir cemiyetin varlığının hükümet tarafından haber alınma-, aöıeyandan Ali Suavi ve Ziya Paşa’nın Muhbir gazetesinde, Namık Kemal’in ; Tasvir i Efkâr’da hükümeti eleştiren yazılar yazması. Yeni Osmanlılar cemiyeti üyelerinin somşturmaya uğramalarına ve gazetelerinin kapanmasına sebep oldu. Ali Suavi Kastamonu’ya sürüldü. Ziya Paşa Kıbrıs mutasarrıflığına uyinedildi. Namık Kemal’in payına da Erzurum vali muavinliği düştü.
Namık Kemal, yeni görevine gitmedi; Tasvir-i Efkâr’ı Recaizade Ekrem’e bırakarak, 17 mayıs 1867’de gizlice, Avrupa’ya kaçtı (..). Avrupa’ya kaçanlar boş durmuyordu. Yeni Osmanlılar’ın fikirlerini yaymak üzere, Paris’te Muhbir gazetesi çıkanldı (31 ağustos 1867). Fakat, Ali Suavi, cemiyetin düşüncelerine aykırı bir yol tutunca, Kemal ve Ziya Paşa, gazeteden ayrıldılar. 29 haziran 1868’de, Londra’da Hürriyet gazetesi yayınlanmaya başlandı (..).
Prusya-Fransa savaşı başlamıştı (1870); Kemal, önce Brüksel’e sonra Viyana’ya gitti. Yeni Osmanlılar’ı maddî bakımdan destekleyen Prens Mustafa Fazıl Paşa, yardımını kesmişti. Hükümet de kendisinin dönmesine izin vennişti. Böylece Namık Kemal, 24 kasım 1870’te, İstanbul’a döndü.
Dr Hikmet Kıvılcımlı, Tarihte Büyük Devrimciler, Diyalektik Yay, 1995, İstanbul s. 23-25.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder