arac sigorta fiyatları ve ahilik ile insan bilgilerimiz

arac sigorta fiyatları ve ahilik ile insan bilgilerimiz 

ve bu düşmanlığı her yere de yayıyorlardı. Ama sonra yeniden tele-1^’*' "Biz Bilimsel toplantıyı. Salı günü, haftanın 2. günü yapıyoruz, ise şimdiye kadar daima Cumartesi günü yaptılar, bu yıl da öyle Biz sizi o toplantıya göndeririz” dedim. “Beni birkaç gün alıko-‘^jr"(iedi. Peki hocam, deyip kapattım.
' Q,jyandan, Prof. Dr. M. Bayram, daha önce, “Ahi Evren ve Ahi TeşkUâ-,jjı Kuruluşu” ve “Sosyal ve Siyasî BoyuÛanyla Ahi Evren-Mevlâna Müca-" adlı eserlerinde bir “Fütüvvet-name-i Nâsuî”den söz ediyorsa da, bu fpvvetname’yi, Ahi Evren’in eseri olarak değil, Ahi Evren’den söz edilen [li,eser olarak anıyor. Fütüvvetname’nin yazarını da, “Tokath Nâsirü’d-Din yjjz"olarak belirtiyor Kaldı ki bu fütüvvetname’den, A. Gölpmarh da,
ve Türk İllerinde FütüvvetTeşküâtı ve Kaynaklan” başlıklı, kapsamlı jıakalesinde oldukça doyurucu olarak söz ediyor ve biz de bu Fütüvvetna-ynıkanda genişçe tanıttık.
Fakat, Prof. Bayram, konu ile ilgili olarak, Eurobirlik dergisindeki çok de-, Şfiiiyazılannda; Ahi Evren’in Fütüvvetnamesi’nin, Nâsirüddin-i Tusî’ye mal I jjilmesi. daha doğrusu, eserin Tusî tarafından intihal edilmesi üzerine daha ij^e, “Hace Nasiriiddin-i Tusî’nin întihalciliği” adlı bir makale yazmış oldu-I junu söylüyor ve bu yazının yayınlandığı yeri ve tarihini de; (Bkz. S.Ü. İlâhi-ya:Fakültesi Dergisi, Konya 2005, sayı: 20, s. 7-18) diyerek bildiriyor.
! Ben Hoca’dan, bu yazıyı bana göndermelerini rica ettim ve hiç geciktir-; meksizin gönderdiler. Son derece değerli, bilimsel, kapsamlı ve doyurucu bir yan. Öyle ki, 2005 yılında yayınlanan bu yazı, Farsça’ya da çevrilerek, (herhalde İran’da da) yayınlanmış. Bu yazıda, anlatılanlar son derece ilginç.
■ N.Tusî’ye, bulunduğu yerin hükümdarı, bu intihali yapmasını söylüyor ve . Tusî, bunu istemeyerek yaptığım bizzat açıklıyor. Eserde isteklerine göre epey j değişiklikler yapıyorlar, ama çok şükür ki, yine de, Tusî’nin eserin asıl yazan . olmadığıru, hattâ Fütüvvetnamenin, Ahi Evren’in olduğunu gösteren kimi belirtiler ve çelişkiler de giderilememiş bulunuyor. Ayrıca, Ahi Evren’in Fütüv-vetnamesi’nin hiç UişUmemiş iki nüshası da günümüze kadar gelmiş bulunu-I yor ve Prof. Bayram, bu nüshalann bulunduğu kütüphaneleri de büdiriyor.
I Ahi Evren’in eserlerinin tümüyle yok edilmesi ya da başka kişilere mal edilmesi olayını, yıllar var ki. Prof. Dr. M. Bayram’ın bu konuyu yılmadan defalarca açıklamalarından yeterince, kimilerine göre de fazlasıyla biliyoruz. Artık bu konuya ve olaya eskisi kadar şaşmıyoruz. Ne yazık ki, buna da alıştık.
Prof. Bayram yıllardır çırpınıyor ve biz, hattâ içimizden bazıları; bu açıklamalardan hiç memnun olmadıklarını da saklamaksızın; “Ya öyle demek” diyerek izliyor ve susuyoruz. Prof. Bayram bu açıklamaları yüzünden az mı
çekti, az düşmanlar mı kazandı? Ama yılmadı ve bugün de, gördy} gerçekleri anlatmaya çalışıyor.
Benim burada üzerinde durmak i.stediğim, daha çok, olayın son kileri ve kısaca; “Ahilik, Ahi Evren” ya da “Ahi Evran-ı Velî” diyer-t ti
Ahiliğin Pîri, Ahi Evren’in, yüzyıllardır bir Fütüvvetnamesi olduğu bilin;,, ' ve kimseler de; “Bu nasıl olur, Fütüvvetnamesi olmayan Ahilik Kn a '*1 olur mu?” demiyor!?..
Bu acı gerçek üzerine bir zaman hayıflandıktan sonra, onu yonımlanuj
başlıyor ve yıllardan beri gördüğüm başka belirtilere de uygun olarak, İHjj' sonuca varıyorum: Ahiliğe gönül verdik diyenler, bir bakıma büyük ölçinj^ öyle görünenler, aynı derecede de farkında olmayarak; onun bilimsel gerçç|, nin ortaya çıkmasını değil, daha çok bir efsane olarak kalmasını isıiyog^ Çünkü o zaman. Ahiliği daha rahat, istedikleri gibi anlatabiliyor, istedikifj şekle sokabiliyorlar.
Bu gerçeğe, bizim yaptığımız gibi, tartışmalı olabilecek bir alanaginnet, sizin. Prof Bayram da; Eurobirlik’deki yazısında, salt bilimsel gerçeklerdiia. yinde kalarak şöyle değiniyor; “Bundan ötürü Ahiliğin Selçuklularzamamnıij sağlam bilimsel temellere dayandığım sık sık tekrar ediyorum. OsmanlIlara, manında ise Ahilik, gelenekselleşmiş bilgilerle ve daha çok pratik yönüyle ya. şatılmıştır”.
Prof. Bayram, burada Selçuklular ve OsmanlIlar döneminde Ahiliğe faiklı bakıldığını belirtiyor. Bu başlı başına araştırılıp ortaya konması gerekenbiı sorun. Fakat biz burada bu soruna gitmeyip, sadece zamanımızda ve yüzyıllardır, Ahiliğin bilimsel olarak ortaya konmasmdan kaçınılması, onun adeta bir masal konusu gibi ele alınması ve bu durumun sürmesi isteği üstünde bir nebze durmak istiyoruz.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, Ahiliğin bilimsel olarak incelenip ortaya konması, genel bir tutum olarak; istenmiyor. Bu genel tutumun sahipleri için Ahilik; efsanevî bir övünme konusudur ve onlar; bu konuda bilimsel araştırmalar yapıldığında, Ahiliği herkesin gönlüne göre anlatması ve ondan esnafa, Kırşehir'e, Kayseri’ye ya da başka bir yere pay çıkarma olanağının kalmayacağı ve bu araştırmalar derinleştirildiğinde, bu övünme konusunun yitirilece-ğinden, en azından onun övünç vericiliğinin azalacağından korkmaktadırlar.
Gerçekten Ahilik; hemen daima, yaşayan bir gerçek olarak ele alınır; oysa biraz dikkatli bir inceleme, bunun böyle olmadığını göstermektedir. Ahil, özünde bir yandan mesleksel ve bir yandan da genel bir ahlâk konusudur, olması istenen ideal bir yaşantıdır. Bunu gerçekleşmiş gibi göstermek, yine ahlâk yönünden, yararlı gibi görünebilse de, bu, zararlı da olabilir.
,Hürda hemen hemen tümüyle ortadan kalkmasında, bu gerçcK-b:ikışın da çok büyük payı vardır.
^ gvren’in Adsız Fütüvvetnameleri; Yukarıki bölümde konuyu, de-
' ndey^®- iarihçilerin bakış açısından ele aldık. Bu çalışmada, yu-'''"^^birkaç kez değindiğimiz gibi. Ahilik öncelikle felsefecil bir konudur, 'f!, İslâm dünyasında, Ahi Evren’den de, 11. yüzyılda yaşayan Ahi Ferec ^'dendeönce inceleyenler; 10. ve 11. yüzyılda yaşayan, Türk Filozof-! ve tbn Sina’dır. Fakat daha sonra, onu salt tarihçi, iktisatçı ve ilâ-
'^''.jtçılarabırakmak konusunda, bu alanların bilginleri ile felsefeciler arasın-bir anlaşma yapılmış gibidir ve bu yüzden de Ahilik, yüzyıllardır ge-jjjincf alınmamaktadır.
felsefeci olmayan ve özellikle son yıllarda Ahilik üzerinde çalışan, alanlara değindiğimiz bilginler; Ahilik üzerinde salt meslekleri açısından durmuşla dumıaktalar ve onun üzerinde bir kavram araştırması yapmaya da bu bakım-jir hiçbir zaman girişmemişlerdir. Son büyük uzmanlardan. Prof. Dr. Mikâil jayram, Ahiliğin felsefecil özelliğinin hemen tümüyle farkında olmakla ve lahmetli Prof. Dr. Neşet Çağatay da onun felsefecil yanını görmekle birlikte, laUı olarak, felsefecil olan bir işe girişmekten çekinmişlerdir.
Biz ise, felsefeci olarak. Ahiliği öncelikle kavramsal olarak ele aldık. Araş-! nraıanıızın bu özelliği, “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik” adlı kitabımızda olduğu gibi, bu çalışmada da yukarıdan beri görülmekte olsa gerektir. Ahiliği felsefecil olarak ve kavram açısından da ele almak, bize onu tüm kap-sanıyla görme olanağını verdi. Kuşkusuz itiraf etmemiz gerektiği gibi, bizim de,belli ölçülerde de olsa, bu konunun tarihçi ve iktisatçı, vb. araştırmacılan-mnetkisinde kaldığımız, salt onların açısından baktığımız da oldu.
Ama bu kapılışlarımızdan uyanmamız ve konuya gereken kapsamı ile bakmamız, hemen her zaman, hiç de geç kalmadı. İşte bu ikinci bölüm de, konuya bu gereken kapsamında bakmamızın ürünü. Ayrıca yukarıda, Fütüvvetna-me kavramınm kapsamını açıkladık.
Bu bakımdan da görülmektedir ki. Prof. Dr. Bayram’m yayınladığı, Ahi Evren’in; “Metâli’ül-imân” ve “Tabsiratü’l- mübtedî ve Tezkdretü’l-müntehî” adlı eserleri ile, yine değerli Prof.’ün çok kısa açıklamalar ile söz ettiği, merhumun öbür eserlerinden; hekimlik (anatomi) ile ilgili olan “Ilmü’t-teşrih” adlı eseri dışında kalanlar hep; Fütüvvetnameler’dir. İşte bizim, “Ahi Evren’in
I5IO’da İsparta’da doğmuş ve I572’de Edirne’de öltnü manii bilgini, Kınahzade Ali Efendi’nin, “Ahlâk-ı Alâî*’ adlı eserini*'^’*''-ölçüde, Ahi Evren’in Fütüvvetnamesi’ni içerdiğini söylemiştir. Bues^ tıı-macı Hüse3rin Algül tarafından hazırlanarak, 1960’lı yada70’liyıi|.''S rihsiz olarak, “Tercüman 1001 Temel Eser’’ serisinden yayınlanmış
Şunu da hemen ekleyelim ki, bu bölümde, zomnIuluk karşısında uanarj ı olmadığımız bir işi yapmaya girişirken, böylece, kitabımızın da en zayıfoij, bir bölümünü, salt karşılaştığımız zorunluluk yüzünden meydana getirdiğim,, zi bilmekteyiz. Ahi Evren’e ve okuyucuya karşı bu görevi gücümüzölçüsâa. de yerine getirmeye girişirken, yüzyıllarca ve bugün de, Ahi Evren’in bir Fi. tüvvetnamesi olup olmadığını bile merak etmeyenlerin, bu çabamızda kusa aramaya kalkmalarına hiç önem vermediğimiz ve vermeyeceğimiz kuşkusm. dur.
Sayın Hüseyin Algül, kitabın en başında, “Eser ve Müellifle İlgili Bilş’ başlığı altında, bu konuda kısa bir bilgi veriyor. Bu başlık altında, eseri din-den geldiğince övüyor ve şöyle diyor:
“Eser bir mukaddime ile üç kitaptan (bölümden) meydana getoektediı, Mukaddimede esas bölümlerde yazılanların iyi anlaşılabilmesi için temel bilgiler verilmiştir. Üç kitaptan birincisi ‘Ahlâk ilmi’, İkincisi ‘Tedbinı’l-menzil, Aile ahlâkı’, üçüncüsü ise ‘Tedbinı’l-medine, Devlet ahlâkı’dır. Birinci ta fazilet ve reziletlerin (iyi ve kötü huylarm) kaynaklan ile kötü huylardım kurtuhnamn çareleri (ilâçlan) gösterUmiştir. İkinci kit^ta ev idaresi (tabiye ve eğitim meseleleri), üçüncü kitapta da Devlet idaresi işlenmiştir,
OsmanlI İmparatorluğu zamamnda birinci kitap müstakil olarak defalarca basılmış olup, okullarda okutulan ahlâk derslerine esas tutulmuştur”.
Elimizdeki eser de, tek kitaptan ibarettir ve Osmanlı Devleti zamanında birçok kez basılan birinci kitap olduğu anlaşılmaktadır. Sayın Hüseyin Al-gül’ün yayınında, daha sonra, “Kmalızade Ali Efendi (1510-1572)”başlığıal-tında yazar üzerine; bu bölümde, “Ahlâk-ı Alâî” başlığı altında da, eserüze-
verilmektedir. Bu bilgiler içinde şu bölüm bizi daha çok ilgilendir-
''^ Jızııde Ali Efendi bu eseri yazmak için batı’dan, bilhassa Aristo’yu; büyük bilginlerinden de Nasiru’d-Din Tûsî’nin ‘ Ahlâk-ı Nâsırî’sini,
Devvânî’nin ‘Ahlâk-ı Celâlî’sini, Hüseyin Vâız’ın ‘Ahlâk-ı sim, İmam Gazalî’nin ‘Üıyâ, Eyyühe’l-Veled..’ gibi eserlerini tetkik
bunlardan sık sık nakiller yapmıştır. Ama sırf nakillerle kalmayıp, ‘'’^vllınî kudretini de eserinde hissettirecek bir telif yapmayı başarmıştır”.
bilgilerden, Aristo ile ilgili olan da bizim için önemli olmakla asıl önemli olan, Nasirüddin Tusî’ nin denen; “Ahlâk-ı Nâsırî”dir. yukanda açıkladığımız gibi, Prof. Dr. Mikail Bayram’m verdiği çok jfjerli bilgilerden de biliyoruz ki; bu eser, doğrudan doğruya, Ahi Evren’in piJib-vemamesi’dir.
Ania Ahlâk-ı Alâî’de, bu alıntılar ayrı ayrı verilmemekte, yayına hazırla-I fjıun da söylediği gibi; Kınalızade tarafından, hem de “başarılı” bir “telif’ ya-, pıinıakıadır. 0 zaman, bu yayında Ahi Evren’e ait olanın gösterilebilmesi için, ııjnıanca bir çabanın gösterilmesi gerekmektedir. Biz böyle bir uzmanlığa sa-lıjpolmadığımız gibi, böyle bir iddiada da bulunmuyoruz. Beklenen görevi an-: ;j), elimizden geldiği kadar yapmaya çalışacağız.
* Sapn Algül, eserdeki aynı yazıda, bizim için önemli olan şu açıklamayı da 1 yapıyor "Bilginlerin ve filozofların ileri gelenleri bu konuda pek değerli telif-I ]er meydana getınnişlerdir. Özellikle bunlardan kâmü, hâkiın ve fâzıl filozof I flasîra’d-Dm Muhammed Tûsî’nin -ki, yıkılan hikmet direklerini yenilemiş, i iıilmet ehlini şeriıetmiştir- ‘Ahlâk-ı Nâsuî’si başta gelir”. Bu açıklamanın I «minin, N. Tusî ile, bilmeyerek; Ahi Evren denmiş olmasından ileri geldi-I |ıni. kuşkusuz, sık sık belirtmeye aslında fazla bir gerek yoktur diyebiliriz.
Daha sonra. Nasirud-din Tûsî, Hüseyin 'Vaiz, İmam Gazali, Celâlüddin Deıvânî ve eserleri üzerine bilgiler verilmektedir ki, konumuz bakımından toılarbizim için hemen tümüyle gereksizdir Bundan sonra, “Mukaddime” ile eser başlamaktadır.
^öyle diyor: “AmeK Hikmet (pratik ahlâk) (Kanımca, Amelî Hikmet ile ilgili bu yeni dil açıklaması, hazırlayan tarafından yapılmış olsa gerektir; sg); (Ahlâk Dmi, Aile ve Devlet Ahlâkı) nasıl birer ilimdir? Bunların tarifleri na-sıldır?Önce şu bilinsin ki, ilmin tarifi ancak cins ve fasıllarıyla yapılabilir (..).
Hikmetin meşhur bir tarifi şöyledir: Hikmet, haricî varlıkları ilk planda ne halde ise, o hal üzere bilmektir. Nitekim HocaNâsırî (Gerçekte, N. Tusî değil, AhiEvrcnHace Nasirüddin! sg.) Ahlâk-ı Nasırî’de hikmeti şöyle tarif etmişle'Hikmet, eşyayı lâyık ne ise öyle bilmektir; ef âli lâyık ne ise öyle kılmak-ıe(..).
Ui-Uızade Ali Efendi, Ahlâk: Ahlâk-ı Alâî, Hazırlayan: Hüseyin Algül, Tercüman 1001 JmelEser(30), (İstanbul), s. 9-24.
arac sigorta fiyatları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder